İstanbul’u sular altında bırakan yalnızca yağmur muydu? Peki, 1950’den bu yana derelerin başına ne geldi?
Bardaktan boşalırcasına yağan yağmur, İstanbul’u sular
altında bıraktı. Peki, bu felaket yalnızca gökyüzünden düşen yağmurun sonucu
muydu?
14 Ekim’de başlayan sağanakta, Beykoz’da metrekareye 269,5
kilogram yağış düştü. 4 kişi hayatını
kaybetti, kayıp olan 4 kişi hala aranıyor.
Çok sayıda vatandaş mahsur kaldı. Binlerce ihbar ekipleri harekete
geçirdi.
Ancak mesele yalnızca yağışın şiddeti değil.
Yıllar içinde daraltılan dere yatakları, betonlaşan yüzeyler
ve doğal su akışının bozulması, yağmur suyunun toprağa karışmasını
zorlaştırıyor. Su emilemeyince yüzeyde birikiyor; drenaj sistemi bu yükü
taşıyamadığında sokaklar göle dönüşüyor.
Peki şehirlerimizi planlarken bu ihtimal ne kadar hesaba
katılıyor? Dere yataklarının çevresindeki yapılaşma, yağmur suyu altyapısının
kapasitesi ve yeşil alanların azalması yeterince sorgulanıyor mu?
Elbette her taşkını tek bir nedene bağlamak mümkün değil.
Ancak bilimsel araştırmaların işaret ettiği riskler ortadayken, her felaketten
sonra yalnızca yağmurun şiddetini konuşmak da yeterli değil.
İstanbul’un ihtiyacı sadece daha fazla mazgal değil; sağlam
altyapı, korunan dere yatakları, geçirgen zeminler ve bilimsel şehir planlaması
ve en önemlisi her feleaketten sonra verilen sözlerin unutulmayıp tutulması.
Şöyle biraz geçmişe gidelim… Tarihler 2009.
İstanbul’da yağmur sele dönüştü Cendere ve Ayamama dereleri
taştı. 31 vatandaşımız hayatını kaybetti. Dere yataklarındaki yapılaşmalar
tartışma konusu oldu.
O günlerde, “Derenin intikamı ağır olur” denildi. Dere
yataklarında yapılaşmaya izin verilmeyeceği, mevcut yapıların da yıkılacağı
yönünde açıklamalar yapıldı.
Ancak aradan yalnızca dört yıl geçti. Felaketin acısı
unutuldu. Derelerin iki yanında 100 metre olduğu belirtilen yapılaşma
sınırının, 2013 yılında İSKİ tarafından 10 metreye kadar düşürüldü. Ardından
bugün Vadi İstanbul olarak bilinen projenin temeli atıldı.
Peki, aradan geçen yıllarda ne değişti?
Uzmanların dikkat çektiği temel sorunlardan biri, derelerin
doğal yayılma alanlarının daraltılması ve yüzeylerin betonlaştırılması. Su
toprağa sızacak, yayılacak alan bulamadığında akış hızlanıyor; drenaj
kapasitesi yetersiz kaldığında taşkın riski büyüyor ve sele dönüşüyor.
İstanbul’da 1950 yılından itibaren 100’den fazla ana dere,
yer altına alındı ya da beton kanallara dönüştürüldü. "Son günlerde
yaşanan sel felaketinin yoğun yaşandığı bölgelerde, bu derelerin "makus
talihi" yatıyor." Sadece İstanbul değil! Bu Makus Talih malesef
ülkemizin dört bir yanına sirayet etmiş durumda.
Su hafızasını kaybetmiyor. Dere yatağını daraltsanız
da, üzerini kapatsanız da suyun doğal akışını sonsuza kadar değiştiremezsiniz.
Çünkü su akar… Ve eninde sonunda yolunu bulur.
Dert değil, Ders çıkarmak ümidi ile...
Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.